artık yıl
Hakikaten yıldım artık! Herşey üstüte geliyor, anlayamıyorum.
Yıllık yazısı yazayım dedim yapamadım, ödevlerle uğraşıyım dedim ilerleyemedim, bugün erkenden yatıyım dedim uyuyamadım, dün erkenden kalkıyım dedim uyanamadım.
Kaydedemediğim belgelerim kurtarılamadı, kurtardıklarım işe yaramadı; kablosuz ağlarım şifre koymuş, şifresizlerin kotası dolmuş; sol tıklama refleksim yavaşlamış, sağ tıkı zaten bilgisayarım sevmiyo. (uzun sürüyomuş tepki vermesi, kafiyeyi bile bozdu ben de sevmiyorum)
"New Text Document.srt"nin uzantısını değiştirirken emin olamıyorum, bilgisayarımı kapat dedikten sonra kırmızı tuşun (kapat) geleceği yeri tahmin edemiyorum, babama daha güzel gazete siteleri bulamıyorum, hergün baktığım fotograflarıma kısayol varmışcasına hızlı gidemiyorum, {} yapabilmek için klavyeye bakma ihtiyacı duyuyorum, önemli ipleri-şifreleri (vb) unutuyorum, maillerimi okumadan siliyorum, 'J'nin altındaki çekirdek kabuğunu umursamıyorum...
Şutlar kaçıyo, goller kaçıyo, toplar fileye takılıyo. Sağ tarafıma yüklenemiyorum, koşamıyorum, zıplayamıyorum. "Oynayamıyorum".
Annemin yaptığı kekler artık eskisi gibi kabarmıyo, tavukların derileri eskisi kadar kırmızı değil, patlıcanlar çok acı, domates zaten hiç kalmamış..
Alaturka tuvalet kullanamıyorum.. (neyse mutfaktan çıkıp buraya girmeyelim)
Sol kulağım duymuyo, gözlerim ağrıyo, ciğerlerim yanıyo, ellerim titriyo. Boyum da uzamadı "1.3 cm"den sonra.
İşte böyle, bunların hiçbiri önemli değil ama son bir olay beni tamamiyle yıktı. Hani derler ya; "buhar olup uçasım geldi". Farkettim ki Şubat ayındayız!! Ve Şubat genellikle 28 gün sürüyor! İşte bunun aniden insanın aklına gelip beyninde zamanın hızlanması insanı yaşlandırıyo sanki. Buna hiç hazır değilmişim.
Tüm planlarım 30-31 günlük sıradan aylara göre idi. Daha gelecek aya uzunca bi süre vardı, ohooo daha ayın 20'siydi ama işte gerçekler gerçekten çok acı. Ve gerçek şu ki Şubat genelde 28 gün, bazen uzatmalı günle birlikte 29. Ve evet, ayın sonu çok yakın, yazık.
Ama işte anlayamıyorum. Neden komşu aylar ocak, mart dolunay gibi kocaman da, Şubat hilal halinde? Neden 28 günün acısı yetmezmiş gibi caanım ayı iyice ezmek için 29. sadaka gününü düşünme gereği duymuşlar? Temmuz, ağustos sıcaktan mı o kadar uzamış, Şubat'ı soğuğu mu kısaltmış? Niye uzundan alıp, kısaya veren robinler çıkmamış? Değer miydi "benim bi arkadaşım 29 Şubat'ta doğmuş he he he" diye eğlenmek için bir ayın ve insanlığın geleceğiyle oynamaya? Çok sinirliyim çok! "Tek tesellim bu sene Şubat'ın 29 gün olması" demeye bile dilim varmıyor. Elimde olsa kabul etmiycem, 1 Marttan saymaya devam edicem.
Ama kısa süreli sinirim biraz yatıştıktan sonra meraklandım. Acaba dedim neden? Emindim bilimden uzak, çok saçma bi gerekçesi olduğundan ve yanılmadım!!
Olayın özü, takvimi evindeki koltuk takımı sanan iki imparatorun -affınıza sığınarak- sidik yarıştırması. Anlatılana göre Sezar zamanında 365 gün 6 saat yalanı biliniyor. Ve bu şartlarda Sezar bilgili görgülü bi adama takvim karmaşasını gidermesini söylüyor. (o zamanlar aylarla mevsimleri rayına oturtamamışlar bi türlü) O da "6 saatleri biriktirelim, 4 yılda bir, yıla ekleyelim, 6 ay 31 gün 6 ay 30 gün sürsün" diyor. İşte buraya kadar az çok mantıklı. (bana sorarsanız tam bir amele mantığı, astronomi bilgini olacak bi de!) Burda Sezar (ölmüş adam küfretmek istemiyorum) diyo ki; o zaman 365 gün süren yıllarda son aydan bir gün düşülsün! Tahmin edersiniz ki o zamanlar son ay bizim ezik Şubat. (Kış mevsimi bir zamanlar aysız kabul edilirmiş -o nasıl oluyosa- ocak ve Şubat da bu yüzden roma takvimine sonradan eklenmiş, böylece Şubat son ay olmuş.) Adam hiç düşünmüyo acaba son ayda kaç gün var, bi gün düşersek son aydan çok saçma olmaz mı falan diye. Sonra bu kabul ediliyor ve Sezar 31 gün süren temmuz ayına adını veriyor. Sezar'dan sonra başa geçen Ağustos Böceği ismindeki imparator da kendi adını Sezarın ayından sonraki aya veriyor. Ama sonra bi bakıyo July > August! Hemen diyo "yılın son ayı"ndan bir gün çıkarın, ağustosa ekleyin. Ne kaldı ? 28.
Allah belanızı versin!!
--
Şubat Günü
Kim ne bilsin neydi beni uyutan?
Uyanmadığım o sabah uykudan.
Cahit Sıtkı Tarancı
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış.